Allah’a verilen güzel borç: Karzı hasenŞİNASİ GÜNDÜZ22 Aralık 2020

Allah’a verilen güzel borç: Karzı hasen

Kur’an’da Allah, müminlerin mallarını ve canlarını cennet karşılığı satın aldığını belirtmekte ve müminlere bu alışverişe sevinmeleri gerektiğini hatırlatarak bu alışverişin […]

Kur’an’da Allah, müminlerin mallarını ve canlarını cennet karşılığı satın aldığını belirtmekte ve müminlere bu alışverişe sevinmeleri gerektiğini hatırlatarak bu alışverişin düşünen bir zihin yapısı için gerçekte ne kadar hesaplı olduğuna dikkat çekmektedir (Tevbe, 9/111). Hak ve hakikat yolunda malları ve canları da dahil her türlü fedakarlığı göze almış olmak, mallarını ve canlarını ilâyı kelimetullah davası için sarf etmekten kaçınmamak Müslüman olmanın yaşamdaki bir diyetidir. Bu diyeti ödemekle Müslümanlar, ayette ifade edildiği gibi Allah’ın rızası ve cennet karşılığı bir alışveriş yapmaktadır.

Kur’an’ın, sahip olunan değerlerin, malların ve canların Allah yolunda harcanmasını bir karzı hasen olarak tanımlaması dikkat çekicidir. Kur’an’da altı ayette yer alan “Allah’a güzel bir borç” tanımlamasıyla Müslümanların yaşamlarını yalnız Allah’a itaat merkezli bir zihin yapısıyla nasıl inşa etmeleri gerektiği anlatılmaktadır. Aynı zamanda bununla Allah yolunda yapacakları infak karşılığı Müslümanlara Allah tarafından vadedilen büyük nimet, yani Allah rızası ile cennet hatırlatılmaktadır.

Kur’an’da kullanıldığı yerler dikkate alındığında, karzı hasen kavramının daha ziyade Allah yolunda mücadele ve kitâl/savaş gibi hususlar bağlamında kullanıldığı görülür. “Allah’a verilen güzel borç” ifadesiyle Müslümanların sahip oldukları değerleri, yani mallarını ve canlarını Allah yolunda harcanmaları, infak etmeleri vurgulanır. Örneğin Bakara suresinde müminlere Allah yolunda savaşma/kıtal etme emredilmekte ve arkasından “Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. Allah daraltır ve genişletir. Ancak ona döndürüleceksiniz” denilmektedir. (Bakara, 2/244-245) Yine Hadid suresinde Allah yolunda harcama yapmaktan kaçınanlar “Size ne oluyor da Allah yolunda infakta bulunmuyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır” diye kınamakta ve fetihten önce infakta bulunanlarla savaşanların diğerleriyle bir olamayacaklarına dikkat çekilmektedir. Bundan sonra da “Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır” (Hadid, 57/10-11) denilmektedir. Benzer şekilde Müzzemmil suresinde de “… Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir” denildikten hemen sonra “O halde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Müzzemmil, 73/20) buyurulmaktadır. Kur’an’da “Allah’a verilen güzel borç” ifadesinin yer aldığı Hadid 18, Teğabun 17 ve Maide 12. ayetlerde de mal ve can ile infakta bulunmak suretiyle Allah yolunda bir çaba ortaya konulmasına, Allah resullerinin desteklenmesine vurgu yapılmaktadır.

Anlaşılacağı gibi Allah’a verilecek olan güzel borç, yani karzı hasen Müslümanın malıyla ve canıyla Allah yolunda yapması gereken infakla ilgilidir. Müslümanlar Allah yolunda infakta bulunmaya teşvik edilmekte, Allah’ın, Allah’a verilen bu güzel borcu, yani Allah’ın rızası yolunda yapılacak her tür fedakarlığı kat kat fazlasıyla mükafatlandıracağı vurgulanmaktadır.

Sahip olunan nimetlerin Allah yolunda infak edilmesine, ilâyı kelimetullah davası için harcanmasına dair bu önemli kavramı Müslümanlar, toplumsal yapıda Müslümanlar arası ekonomik, mali dayanışmaya ve yardımlaşmaya yönelik bir usul bağlamında da alıp kullanmışlardır. Kuran’ın kavramsallaştırdığı bu ifade, yani karzı hasen tarihsel süreçte genel olarak Müslümanlar arasındaki mali dayanışma ve yardımlaşmaya dair bir usul anlamında zihinlerde yer tutmuştur. Buna göre karzı hasen mali açıdan sıkıntıda olan bir kimseye faizden sakınmak ve helal yollardan gerçekleşmesi gibi şartlar dahilinde geri ödenmek üzere verilen borç (mal, ürün ya da para) anlamında ele alınmıştır. Karzı hasen kavramının geçtiği ayetlerle Kur’an’da darlık içinde olan borçluya eli genişleyinceye kadar mühlet verilmesi, hatta imkân dahilinde borcun sadaka olarak bağışlanmasına dair ifadeler ile Hz. Peygamberin sünnetinde sadakayı teşvik eden uygulamalar, ihtiyaç sahibi olan Müslümanların sıkıntılarının giderilmesi hususundaki bu uygulamaya referans olmuştur.

Bu bağlamda karzı hasen, Allah yolunda infakta bulunmak anlamında Müslüman toplum yapısında önemli olan sadaka bilincinin canlı tutulmasının ve belirli bir sistem içerisinde ihtiyaç sahibi Müslümanların desteklenmesinin ifadesidir. Böylelikle Müslümanlar, tarihsel süreçte olduğu gibi bugün de birbirlerinin ayni ya da nakdi açıdan yardımına koşmak ve sıkıntılarını gidermek için İslami öğretiler ve sınırlar doğrultusunda bir uygulama tesis etmek durumundadırlar. Ancak bunu yaparken cahiliye sistemlerinin ekonomik ve sosyal yapılarından kirlenmemeye, yardımlaşma, dayanışma ve infak kültürüne dair özgün İslami değerlerden ödün vermemeye dikkat etmeli, Kur’an’ın ifadesiyle hakka batılı giydirmemeli, hakkı batılla ifsat etmemelidirler (Âli İmrân, 3/71). Müslümanlar arası yardımlaşma ve dayanışmaya dair uygulamalarda ve kurumsal yapılanmalarda faiz, tefecilik, pragmatizm gibi cahiliye kültürünün uzantısı olan durumların bir şekilde şu ya da bu şekilde meşrulaştırılarak uygulamaya dahil edilmesi, insanlar arasında İslami değerlerin yozlaşmasının, başkalaşmasının ifadesi olacaktır. Dolayısıyla Müslüman zihin yapısının cahiliyenin hastalıklı zihin yapısından ve sisteminden uzak durması bununla arasına mesafe koyması inancının gereğidir. Bu doğrultuda Müslümanlar kendi aralarında ekonomik, mali dayanışma ve yardımlaşmaya dair İslami öğretilerden hareketle bir sistem oluşturmak ve bunu yürürlüğe koymak durumundadırlar.

Müslümanlar arasında geliştirilen bu mali dayanışma ve yardımlaşma sistemi kuşkusuz önemlidir ve değerlidir. Ancak karzı hasen kavramını Müslümanlar arası borç ilişkilerine teksif eden bu sınırlı, özel anlamın esasen Kur’an’da yer alan “Allah’a verilen güzel borç” ifadesinin anlamını daralttığı açıktır. Kur’an’da zikredilen “Allah’a verilecek güzel bir borç” kavramının asıl vurgusunun ve bağlamının gözden kaçırılmaması ve buna yoğunlaşılması gerekir. Bu bağlam, canı, malı ve ailesi de dahil Müslümanın sahip olduğu her nimetin kendisi için bir imtihan vesilesi olduğu bilinciyle hareket etmesi (Teğâbun, 64/15) ve Allah yolunda bunları infaktan kaçınmamasıdır. Allah yolunda yapılacak bu infakta beklenen getiri dünyalık olmamalıdır; yani dünyada kendisine tekrar geri dönecek bir sermaye, bir meta, bir makam, mevki ya da bir rant beklentisinin olmaması, infakın karşılığının yalnızca Allah’tan beklenmesi gerekir. Zira Allah, kendisine verilen bu güzel borcun karşılığını Müslümana kat kat fazlasıyla vereceğini vadetmektedir (Teğâbun, 64/17). Bu vaat Maide suresinde ifade edildiği gibi Allah tarafından bağışlanma, kötülüklerin örtülmesi, Allah’ın rızası ve Allah’ın müminlere vadettiği cennettir.

“… Andolsun eğer namazı ikame eder, zekâtı verir ve resullerime inanır, onları desteklerseniz, Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” (Mâide, 5/12)

Böylelikle karzı hasen, Müslümanla Allah (cc) arasındaki kulluk ilişkisini pekiştiren, Müslümanın bireysel ve sosyal yaşamını Allah merkezli olarak inşa etme bilincini diri tutan bir kavramdır. Müslüman toplumda öne çıkarılması gereken infak kültürünün, bilincinin temel bir değeridir. Allah yolunda her türlü mücadeleden, savaştan, insanlar arasındaki yardımlaşmaya, sadakaya kadar her konuda sahip olunan her şeyden yalnızca Allah rızasını gözeterek harcamada bulunmadır. Bu kültür, bu bilinç hali, yaşamını yalnızca Allah’a kulluğa ve Allah rızasına adayan Müslümanı dünyada Allah’ın kendisine ihsan etmiş olduğu dünyalıklara dair tutkularının, hırslarının esiri olmaktan koruyan ve onu kula kulluktan özgürleştiren bir kültürdür.

Allah’a verilecek güzel borç ifadesi kuşkusuz mecazi, metaforik bir anlam içermektedir. Zira literal anlamda düşünüldüğünde Allah (cc) her türlü eksiklikten münezzehtir; hiçbir şeye muhtaç değildir. Dolayısıyla bizim mallarımızdan ve canlarımızdan kendisi için infakta bulunmamıza ihtiyacı yoktur. Zira Allah (cc) her şeyin sahibi, maliki ve hakimidir. O Samed’dir; hiçbir şeye muhtaç olmayandır, herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu kadiri mutlaktır. Kur’an’da, Allah yolunda infakta bulunmakla emroloundukları halde cimrilik yaparak bundan geri duranların bununla Allah’a değil yalnızca kendilerine zarar verecekleri ve Allah’ın böylesi kimselerin yerine cimrilik yapmayıp Allah yolunda infaktan kaçınmayan bir topluluk getireceği vurgulanır.

“İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed, 47/38)

Bu doğrultuda Müslümanın tutum, tavır ve davranışlarında infak bilincini diri tutması, sahip olduğu her şeyden Allah yolunda tasarrufta bulunmayı, bu konuda sarfetmeyi bir yaşam biçimi haline getirmesi önemlidir. Böylesi bir tutumun kendisini Rabbine yakınlaştıran, Müslümanlığının, yalnızca Allah’a kulluğunun gereği olduğunun farkında olmalıdır. Aksi bir durumun ise kişiyi kendisine emanet olarak verilen bir denenme, sınanma vesilesi olan canı, malı, serveti, makamı vb değerleri yaşamında yüceltme ve bunları hâşâ ilahlaştırma gibi bir duruma sevk edeceğinin farkında olmalıdır. “Allah’ın iman ettik” diyen insanları canlarıyla mallarıyla, aileleriyle ve sahip oldukları diğer şeylerle sınayıp denediğinin ve bununla kendi yolunda infakta bulunanlarla bulunmayanları, kendisini servet, mal mülk yığmaya adayanlarla bunları Allah yolunda harcayanları birbirinden ayırt ettiğinin bilincinde olmalıdır.

Allah yolunda infakı ifade eden “Allah’a verilecek güzel borç”, yani karzı hasen öğretisi günümüzde Kur’an’daki asli vurgusuyla yaşamımıza yansımak durumundadır. Kur’an’da ifade edildiği bağlam içinde esas olarak hak ve hakikatin ifadesinde, ilâyı kelimetullah davasında insanın sahip olduğu canla ve malla infakta bulunma bağlamında ele alınıp, bu bağlamda yaşamımızda yer tutmalıdır. Bu doğrultuda Allah’ın dininin yegâne din edinilmesi, insanlığın şirk ve küfür karanlığından kurtarılması, zulmün ortadan kaldırılması mücadelesinde Müslüman sahip olduğu her şeyle bu davaya katkıda bulunmakla yükümlü olduğunun farkında olmalıdır. Müslüman bu konuda her çabayı her türlü gayreti ortaya koymakla mükelleftir. Bu yükümlülüğünün farkında olması, malını, servetini, makamını, gerektiği yerde canını bu dava için ortaya koyması ve böylelikle infaktan kaçınmaması imanının bir gereğidir. Bununla Allah’a güzel bir borç vermekte olduğunun, Allah’ın cennet karşılığı canını ve malını satın aldığının, karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek Allah yolunda infakta bulunma emrine riayet etmekle güzel, kazançlı bir alışveriş yapmış olduğunun bilincinde olmalıdır. Karzı hasen’in bu asıl ve öncelikli bağlamı temel bir düstur olarak Müslümanın yaşamını yönlendirmelidir.