Batı’nın İslam’ı Yeniden Yapılandırma ProjesiŞİNASİ GÜNDÜZ10 Mayıs 2018

Batı’nın İslam’ı Yeniden Yapılandırma Projesi

Fransız Le Parisien gazetesinin 21 Nisan tarihli nüshasında yayımlanan bir bildiri bir anda İslam dünyasında gündeme oturdu ve bildiri üzerine […]

Fransız Le Parisien gazetesinin 21 Nisan tarihli nüshasında yayımlanan bir bildiri bir anda İslam dünyasında gündeme oturdu ve bildiri üzerine açıklamalar ardı ardına geldi. Bildiride, aralarında Fransa eski cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy ile eski başbakan Manuel Valls’ın da bulunduğu 300 kadar önde gelen siyasetçi ve entelektüel tarafından, İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ın Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer gayrimüslimlere yönelik şiddeti ve cinayeti teşvik eden birçok ifade içerdiği ve antisemitizm ihtiva ettiği belirtilmekte ve Müslümanlardan Kur’an’ın bu ayetlerinin gözden geçirilmesi istenmekteydi. Fransa’da camilerde görev yapan 30 kadar imam ise bu bildiriye karşı Le Monde gazetesinde karşı bir bildiri yayınladı ve Kur’an’ın aslında şiddeti öngörmediği, ama bazı aşırı grupların Kur’an’ı yanlış anladıkları savunmasını yaptı. Dünyadaki çeşitli Müslüman teşkilatlardan ve Mısır gibi birçok İslam ülkesinden bildiri karşıtı tepkiler yükseldi. Yakın zamanlarda İslam’ın güncellemesi tartışmaları yapılan Türkiye’deki resmi çevrelerden de bildiri karşıtı tepkiler gecikmedi.

Fransa’da Müslümanlara yönelik bu girişim aslında yeni bir durum değil. Kabaca 1980’lerden itibaren Fransa’nın ülkedeki Müslümanlara ve onların din anlayışına yönelik bir takım yönlendirmeler yapmaya çalıştığı görülüyor. Nitekim mevcut cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un da çeşitli vesilelerle bir “Fransız İslamı” oluşturulması bağlamında birtakım politikalar yürütmekte olduğu bilinmektedir. Müslümanlara yönelik bu politikanın ülkedeki Müslüman göçmenlerin laik-seküler Fransız toplumuna entegre edilmesi ve İslamcı aşırılarla mücadele etmeleri şeklinde iki hedef taşıdığı ifade edilmektedir.

Batı toplumlarının İslam’a ve Müslümanlara yönelik bu ve benzeri yaklaşımları yalnızca Fransa’ya özgü değil kuşkusuz. Hollanda’da, Avusturya’da ve diğer çeşitli Batı ülkelerinde benzeri durumlara rastlamak mümkün… Örneğin Hollanda’da Özgürlük partisi lideri Geert Wilders’in benzeri gerekçelerle ülkede Kur’an’ın yasaklı kitap ilan edilmesini istediği bilinmekte. Yine aynı parti tarafından hazırlanan ve İslam’a ağır hakaretler içeren bir videoya karşı Müslümanların açtığı nefret suçu davasının Hollanda mahkemeleri tarafından reddedildiği de bilinmekte. Bu davanın reddedilme gerekçesi durumu daha da ilginç hale getiriyor. Zira gerekçede, videoda Müslüman bireylere değil İslam’a hakaret edildiği, dolayısıyla kişi haklarına bir saldırı olmadığı ve bunun fikir özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Yani İslam’a ve İslami değerlere hakaret ve küfür bir özgürlük alanı olarak değerlendiriliyor.

Batılılarca öngörülen bu hedef mümkün olabilir mi? Yani Müslümanlar, Kur’an’ı ve Kur’an’ın referans değerini sorgulama yoluna giderler mi? Evet Batılılarca bu mümkündür; çünkü Batı kendi tarihinde kendi kültürel arka planını oluşturan Yahudi-Hıristiyan kutsal kitap geleneğiyle hesaplaşmış, çeşitli tenkit yöntemleriyle bunları sorgulamış ve neticede Kitabı Mukaddes’in sosyal, siyasal ve ekonomik toplum yapısında mevcut seküler, liberal ve rasyonalist yapıya meydan okumasını ortadan kaldırmıştır.

Esasen İslam karşıtı tutumlar ve projeler ortaçağdan itibaren Batı’nın gündeminde… Yakın bir tehdit olarak görülen ve Batı kamuoyunda şeytanlaştırılan Müslümanların yok edilmesine yönelik yürütülen Haçlı Seferleri gibi askeri operasyonlarla birlikte, İslam’a ve İslam’ın temel referanslarına dair önyargısal eleştiriler ve reddiyeler tarih boyu yan yana bir seyir izlemiştir. Nitekim son iki yüzyılın oryantalist projelerinin temel hedefi, İslami kaynakların referans değerinin sorgulanmasına ve onlar üzerinde şüphe tohumlarının atılmasına yoğunlaşmıştır. Müslümanlar dinlerinin temel referanslarına şüpheyle bakmaya ve onlarla adeta kavgalı hale getirilmeye çalışılmıştır. Oryantalist projenin buna dair tarihsel gelişimine bakıldığında, önce İslam tarihine, hadise ve sünnet kavramına yönelik eleştirilerle başlayan bu girişim günümüzde Kur’an’ı da kapsar hale gelmiş gözükmektedir.

Bugün başta Batı toplumsal yapısının vaz geçilmez bir bileşeni olan Müslüman topluluklar olmak üzere, dünyanın dört bir tarafında yaşamlarını sürdüren Müslümanların Batı merkezli dominant yapıya eklemlenmesi ve bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılması için Batı değerleriyle hemhal olmalarının kaçınılmaz olduğu düşünülmektedir. Bir diğer ifadeyle, Müslümanların Batı değer sistemine meydan okumalarının engellenmesi ve Batıya eklemlenmeleri ancak İslami değerlerin dominant Batı değer sistemi doğrultusunda gözden geçirilmesiyle, yeniden yorumlanmasıyla mümkün olacaktır.

Ancak Müslümanların seküler, liberal, rasyonel, kapitalist Batı ile entegre olmaları önündeki en büyük engel İslam’ın temel referanslarıdır. Dolayısıyla bu referansların gözden geçirilmesi ve Müslümanlar üzerindeki etkisinin elimine edilmesi gerekli görülmüştür. Bu doğrultuda öncelikle siyer ve hadis gibi referanslar üzerine yapılan çalışmalarda belirli bir başarı elde edilmiştir. Zira bunların tarihsel güvenilirliğine, muhtevasına ve zamanın değişimine bağlı göreliliğine dayalı yapılan tartışmalar, İslam coğrafyasındaki kolonyalist etkiye bağlı olarak gelişen zihin inşasının da katkısıyla kimi çevreler üzerinde başarılı olmuştur. Ancak Müslümanların Batı karşısında bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılmasında asıl sorunun Kur’an olduğu düşünülmektedir. Allah’ın kelamı olduğuna inanılan Kur’an, Müslümanlar arasında birleştirici bir kitap olarak tüm İslam inançlarında, uygulamalarında ve değerlerinde etkilidir. Allah’ın sözü olarak kabul edilen Kur’an, hayatı bir bütün olarak Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşamayı öngörmekte, Allah’ı tek ve mutlak otorite olarak kabul etmekte ve bütün bunlarla sekülerizmi, liberalizmi, rasyonaliteyi ve sermaye merkezli kapitalist ekonomik düzeni temel alan Batı egemenliğindeki küresel sisteme karşıtlık oluşturmaktadır. İyi-kötü, doğru-yanlış, hak-batıl tanımlamalarını Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde yapmakta ve bu doğrultuda insanları inananlar inanmayanlar şeklinde kategorize etmektedir. Bu haliyle bu kitaba bağlı olan Müslümanların Batı değerlerine uyum göstermeleri mümkün değildir. Dolayısıyla bu kitabı ve bunun referans değerini gözden geçirmelidirler.

Batılılarca öngörülen bu hedef mümkün olabilir mi? Yani Müslümanlar, Kur’an’ı ve Kur’an’ın referans değerini sorgulama yoluna giderler mi? Evet Batılılarca bu mümkündür; çünkü Batı kendi tarihinde kendi kültürel arka planını oluşturan Yahudi-Hıristiyan kutsal kitap geleneğiyle hesaplaşmış, çeşitli tenkit yöntemleriyle bunları sorgulamış ve neticede Kitabı Mukaddes’in sosyal, siyasal ve ekonomik toplum yapısında mevcut seküler, liberal ve rasyonalist yapıya meydan okumasını ortadan kaldırmıştır. Kitabı Mukaddesi mevcut sosyal siyasal yapıya alternatif üretmeyen ve özü itibarıyla yalnızca ahlaki mesajlar veren bir kutsal metne indirgemeyi başarmıştır. Batılılara göre bunu Kur’an için de yapmak pekâlâ mümkündür. Bu konuda Müslümanların, özellikle de Batı sekülerizmine zihinsel olarak eklemlenmiş kesimlerin teşvik edilmesi, onlara lojistik destek verilmesi yeterlidir. İslam tarihi ve hadis/sünnet konusunda verilen oryantalist lojistik desteğin alıcıları olduğu gibi, Kur’an konusunda verilecek her desteğin ve teşvikin alıcısının olacağı da düşünülmektedir.

Peki, Batılıların Kur’an’a yönelik bu beklentileri gerçekleşebilir mi? Doğrusu, İslam coğrafyasında yaşayan halkların büyük çoğunluğunun sosyal yaşamında Kur’an’la irtibatını kestiği bir gerçektir. Bununla birlikte Kur’an, hâlâ insanlarca Allah’ın değişmez kelamı ve dinin temel referansı olarak kabul edilmektedir. Bu devam ettiği müddetçe insanları yönlendirmeyi sürdürecek ve bir şekilde Kur’an’la yeniden irtibat kurma ve onu anlama çabasında olan insanlar Kur’an’dan hareketle yaşamlarına yön vermeye çalışacaklardır.

Batılı İslam düşmanlarının Kur’an üzerine projeleri başarısızlığa mahkûmdur. Zira Kur’an’da ifade edildiği üzere kuşkusuz Allah dinini ve kitabını koruyacaktır. Ancak biz Müslümanların da İslam karşıtı Batılı oryantalist projelerin farkına varmamız ve kendi referanslarımıza sahip çıkmamız gerektiğini kavramamız gerekir. Dün İslam tarihine, siyere ve hadise yöneltilen oryantalist projenin bugün Kur’an’a uzandığının idrakinde olmamız, kendi kaynaklarımızı sahiplenmemiz, bugün dünya genelinde yaygın olan ve Batı çıkarlarını gözeten hegemonik yapının ürettiği kaosa, zulme, sömürüye ve ahlaki çöküntüye karşı insanlığa kurtuluş reçetesi sunabilecek yegâne yapının İslam olduğunu ve İslam’ın temel referanslarının da Allah’ın kitabı ve Resulünün sünneti olduğunu zihnimize kazımamız gerekiyor.