Medya Müslümanlığı ile nereye kadar…Şinasi GÜNDÜZ27 Mart 2018

Medya Müslümanlığı ile nereye kadar…

Din ve medya ilişkisinde hedef kitle olan halk, bu yapıda özü itibarıyla yığınlardan oluşan bir kitledir, alıcı konumundaki pasif bir nesnedir. Medyanın din adına, örneğin İslam adına oluşturduğu kimlik, medya Müslümanlığıdır. Referansını dinin, İslam’ın temel kaynaklarından değil medyanın belirleyiciliğinden ve yönlendiriciliğinden alan bir kimliktir bu

Günümüz toplumsal yapısında “dördüncü güç” olarak medyanın tartışılmaz bir etkileme/yönlendirme gücü vardır. Politik iktidarlar ile her konuda iç içe geçmiş olan medya sosyal, siyasal, kültürel hemen her alanda bir inşa aracıdır; toplum mühendisliği projelerinin vaz geçilmez aygıtıdır. Her konuda olduğu gibi, dini söylemin halkla buluşturulmasında da kuşkusuz en önemli aygıttır medya… Dinin nasıl anlaşılması, konuşulması ve tartışılması, ya da hangi konunun veya konuların ön plana çıkarılıp gündem oluşturulması hususunda en etkili iletişim aracıdır. Özellikle görsel medya organları ve sosyal medya bu konuda öne çıkmaktadır.

Seküler toplumlarda dine dair söylemin halka buluşturulmasında görsel medyanın etkili olarak kullanılması kabaca 20. yüzyıl ortalarına kadar uzanır. Kuşkusuz bu konuda başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri başı çekmektedir. Batı ülkelerinde başta TV kanalları olmak üzere görsel medya organlarının ve sosyal medya aygıtlarının, din politikalarının ve dini söylemin halkla buluşturulmasında bir toplum mühendisliği vasıtası olarak etkili şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Örneğin Hıristiyan geleneğin yaygın olduğu toplumlarda siyasal otoriteler ve bunlarla işbirliği yapan cemaatlerce medyaya sürülen televanjelikler ya da “medya papazları” aracılığıyla uygun görülen dini öğretinin pazarlanması, bu arada din konusunda gerektiğinde spekülasyon ve manipülasyon yapılması oldukça yaygındır. Medya marifetiyle amaçlanan, ait olunan toplumsal yapıda dine dair perspektifin meşrulaştırılması ve medyanın yönlendiriciliği altında bir din algısının ve dindarlığın inşa edilmesidir. Bu durum, kısa sürede medyanın gücünü keşfeden dünya genelindeki diğer toplumlarda da yaygınlaşmaya başlamıştır. Batı toplumlarındaki televanjeliklerin yerini, İslam ülkelerinde resmi dini söylemi pazarlayan kadrolu “medya imamları” ya da “medya vaizleri” almış; bunlar marifetiyle bir “medya Müslümanlığı” tebarüz etmiştir.

Medya ve din ilişkisinde üç grup dikkati çekmektedir: Dine dair söylemin ne’liğine, muhtevasına ve amaçlanan hedeflerine dair karar vericilerden oluşan kesim, dini söylem konusunda sahaya, medyaya sürülen aktörler ve dine dair söylemin muhatabı olan halk kesimi.

Halkın gündemini medya belirler, neye inanılıp neyin inkâr edileceğine, hangi konunun hangi bağlamda düşünülüp tartışılacağına medyadaki “din silahşörleri” karar verir; bunların yönlendiriciliği doğrultusunda gündem oluşur.

Bunlar arasında kuşkusuz en önemli ve belirleyici olanlar ilk grubu oluşturanlardır. Toplumlarda cari resmi din anlayışının ve din politikalarının belirleyicisi olan güçler yani devletler, iktidarlar ve küresel hegemonik güçlerle kendine has din anlayışını ve yorumunu toplumda yaygınlaştırma amacını güden cemaatler, sahip oldukları medya aygıtlarındaki dini yorumların ve tartışmaların arkasındaki asıl itici/belirleyici güçtür. Burada özellikle iktidarların ve devlet erkinin dine dair politikalarının, medya ve din ilişkisindeki belirleyiciliğinin altını çizmek gerekir. Günümüz devlet yapılanmasında medyanın resmi ideoloji doğrultusunda insanın ve toplumun inşasına yönelik bir toplum mühendisliği rolünü üstlendiği ve bu rolü sürdüremeyenlerin ya da buna muhalif kalanların diskalifiye edildiği bir sır değildir. Bu bağlamda medya, din alanında da bu rol bağlamında bir görev yürütmektedir. Bu çerçevede dini alanda gündemde neyin olması, nelerin konuşulup nelerin konuşulmaması gerektiği hususunda asıl belirleyici olan siyasal iradedir. Medya bu konuda üzerine düşen görevi ifa etmektedir.

Medya ve din ilişkisinde bir diğer belirleyici kesim ise dini gruplar ve camialardır. Her grup ve camia, sahip olduğu medyatik aygıtları kendi din anlayışını ve yorumunu pazarlama aracı olarak görmektedir. Dolayısıyla medyada görünürlük, dini yorumun halk arasında konuşulup gündem oluşturmasının en etkili aracıdır. Bu nedenle de her dini camia için medyatik aygıtlara, özellikle de görsel medya ve sosyal medya imkânlarına sahip olmak oldukça önemlidir. Ancak bu dini grupların sahip oldukları ve kendilerini ifade ettikleri medya organlarının varlığı ve geleceği, içinde yaşadıkları sosyal yapıdaki egemenlere, siyasal iktidarlara dair yaklaşımlarıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle temsil edilen dini söylemin daha belirleyici olan devlet otoritesinin resmi din anlayışıyla çatışır olmaması önemlidir. Aksi durumda otoritenin bunlara müdahale etmesi kaçınılmaz bir durumdur. Dolayısıyla farklı cemaatler tarafından temsil olunan din anlayışlarında egemen siyasal yapının dokunulmaz alanlarına riayet etmek önemli görülür; zira aksi durum kesinlikle kabul edilmezdir. Bu durumda cemaatlerin medyatik ortama taşıdıkları dini perspektifler ve tartışmalar ya statükoda cari din anlayışına katkı/takviye sunmalı, yani resmi din anlayışına selam çakmalı ya da toplumun siyasal ve sosyal yapısına alternatif oluşturmayacak, suya-sabuna dokunmayan konulara yönelik olmalıdır. Örneğin günümüzde bidate, üfürükçülüğe, uçmaya-kaçmaya dayalı hurafeci din anlayışıyla günümüzdeki egemen zihniyete, yani rasyonalizme, seküler ve liberal değerlere dayalı bir din anlayışını savunan kesimlerin medyada sıkça kendilerine yer bulmaları gibi… Her iki dini anlayışa da zaman zaman gülücükler atan ama asıl olarak kendisini bu ikisinin ortasında değerlendiren, böylelikle de orta-yol olduğu iddiasını taşıyan resmi din anlayışı, medyada birbiriyle adeta horoz döğüşü görüntüsü veren bu iki uç dini algı aracılığıyla bir bakıma kendi din algısına halk nezdinde bir meşruiyet zemini oluşturmaktadır.

Burada geçerli olan kural doğrunun, hakikatin konuşulması ya da doğruyu ve hakikati konuşacak kişiler olması değildir. Geçerli olan yegâne kural kapitalist piyasa ekonomisidir; yani tüketim toplumuna tüketim malzemesi sunmak ve bundan sosyal, siyasal ve ekonomik bir rant devşirmek…

Medyada belirlenen gündeme dair dini konularda vitrin malzemesi olacak zevat da oldukça önemlidir. Cemaat medyasının kadrolu hocaları ve yorumcuları yanında, ulusal ve yerel medya organlarında görünür olan hocalar, akademisyenler ve popüler simaların dönemsel olarak değiştiği dikkati çekmektedir. Dönemsel olarak değişen/yenilenen simalar yanında bir de her dönemin değişmez kadrolu din yorumcuları vardır. Her konuda olduğu gibi, dini söylem ve tartışma alanında da bir tüketim pazarı olan medya, dine ilişkin konuları ve bunların ifadesinde kullanılacak olan zevatı alıp pazarlamakta, reyting malzemesine dönüştürmektedir. Pazarlanan bu konular ve pazarlamada kullanılan zevat eskimeye yüz tuttuğunda, bunların yerine yenileri sürülmektedir. Burada geçerli olan kural doğrunun, hakikatin konuşulması ya da doğruyu ve hakikati konuşacak kişiler olması değildir. Geçerli olan yegâne kural kapitalist piyasa ekonomisidir; yani tüketim toplumuna tüketim malzemesi sunmak ve bundan sosyal, siyasal ve ekonomik bir rant devşirmek…

Din ve medya ilişkisinde hedef kitle olan halk, bu yapıda özü itibarıyla yığınlardan oluşan bir kitledir, alıcı konumundaki pasif bir nesnedir. Medyanın din adına, örneğin İslam adına oluşturduğu kimlik, medya Müslümanlığıdır. Referansını dinin, İslam’ın temel kaynaklarından değil medyanın belirleyiciliğinden ve yönlendiriciliğinden alan bir kimliktir bu… Zira bu kitle için medya; sosyal, siyasal ve kültürel her konuda olduğu gibi din konusunda da beslenilen yegâne kaynaktır. Medya doğrulara ve yanlışlara dair bir zihin inşa aracıdır. Halkın gündemini medya belirler, neye inanılıp neyin inkâr edileceğine, hangi konunun hangi bağlamda düşünülüp tartışılacağına medyadaki “din silahşörleri” karar verir; bunların yönlendiriciliği doğrultusunda gündem oluşur.

İçinde yaşadığımız toplumda günümüz insanı için medyasız, televizyonsuz ve hele hele sosyal medyasız bir dünya asla düşünülemez. Halkı oluşturan sıradan bireyler için değil, din ve diyanet konusunda mürekkep yalamış, dini İslami hassasiyetleriyle diğerlerinden ayrışmaya özen gösteren kesimler için de medya vaz geçilmez bir bilgi ve kültürlenme kaynağı gibidir. Öyle ki ailede ve arkadaş ortamlarında din üzerine yapılan konuşmalarda/tartışmalarda medyada dillendirilen görüşler ve değerlendirmeler belirleyicidir. Dün akşam din üzerine yapılan bir tv programı bu sabahki sohbetin/muhabbetin ana konusudur. Birilerinin şu ya da bu bağlamda dillendirdiği ve hoşa giden bir ifade, bunun dillendiriliş bağlamı dikkate alınmadan anında herkesle paylaşılır. Önemli olanın bu tartışmaların arka planı, bu tartışmaları yapanların kimliği, kişiliği ya da niyetleri olmadığı düşünülür. Önemli olan bu tartışmalarda, duyularımıza ve duygularımıza hitap eden din ve İslam içerikli bu gösteride, duyularımızı ve duygularımızı yönlendiren boyuttur. Dolayısıyla gösteri sahnesindeki “cambazlara” ve bunların icra ettiği gösteriye odaklanırız. Cambazı yönlendirenlere ya da gösterinin arka planındaki amaçlara değil. Böylelikle biz cambaza ve sergilediği gösteriye odaklanırken arkadan birileri biz farkına varmadan cüzdanımızı boşaltıverir… Sonuçta bir konu mankeni olarak belirlenen gündeme teşne olmak kaçınılmaz olur.