Hikav’da “Modernin Halleri ve Din” Konusu Tartışıldı21 Nisan 2018

Hikav’da “Modernin Halleri ve Din” Konusu Tartışıldı

HİKAV Cumartesi Buluşmalarında Veysel Bilici tarafından verilen seminerde “Modernin halleri ve din” konusu tartışıldı

HİKAV Cumartesi Buluşmaları’ nın bu haftaki konuğu Trakya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ nden Veysel Bilici idi.

“Modernin Halleri ve Din” konulu seminerinde, modernitenin geleneksel yapıyı çözüp yeni bir dünya inşa etmesi süreçlerini, bu süreçlerin paradigması ve onun kavramlarını; sürecin din, birey, toplum ve eşya üzerinde ve insanın bunlarla ilişki biçiminde yaptığı değişim/dönüşümleri akademik bir dil ve yöntemle irdeledi.

Modernitenin sonuçları;  insanın yalnızlaştırılıp bireyselleştirilmesi, iktisadi anlamda bireylerin pragmatizmini esas alan ve geleneksel ahlakın sınırlarını bozup yeniden kuran kapitalist bir ekonomik sistem inşası, Tanrı-devlet, kul-vatandaş esasına dayalı ulus devlet yapılanmasıdır.

Sürecin temel saik ve unsurlarını; geleneksel topluma nefret ve karşıtlık, dinin (kilise) otorite ve tahakkümünün sınırlandırılması, Batı dışı toplumların tarih dışına çıkartılması olarak özetledi. Modernitenin sonuçları olarak da insanın yalnızlaştırılıp bireyselleştirilmesi, iktisadi anlamda bireylerin pragmatizmini esas alan ve geleneksel ahlakın sınırlarını bozup yeniden kuran kapitalist bir ekonomik sistem, Tanrı-devlet, kul-vatandaş esasına dayalı ulus devlet yapılanması olduğunu vurguladı.

Sürecin paradigması ve zihinsel kodlarının filozoflar ve bilim adamları tarafından oluşturulduğunu, pratik kurucu iradesinin burjuvazi olduğunu ve toplumsallaştırılmasını da üniversite ve teknolojinin sağladığını söyledi. Modernitenin kendini bilimsel, estetik ve etik olarak rasyonelleştirip, bu zeminler üzerinden meşruiyet devşirdiğini belirtti.

Modernite ile yeni inşa edilen bireysellik bilincindeki insan, bedenini emanetten mülke çevirerek kendi hakkında sadece kendinin karar verebileceği ve hiçbir güç, otorite veya dine karşı sorumlu ve sorgulanabilir olmayı asla kabul etmeyen müstağni bir ‘’BEN’’e evrildi…

Modernitenin insanlığı doğrudan bir ahlaksızlığa değil, kendince daha ahlaki ve rasyonel şartlara davet etme iddiasıyla, din ve geleneğin ahlaki kabul ettiği bazı alanların aslında ahlakilikle bir ilgisinin olmadığını iddia ederek ahlakın alanının sınırlarını yeniden çizdiğine değindi. Klasik dönemde (modernite öncesi) insan, doğru veya yanlış, bir şekilde kendinden üstün/aşkın bazı güçlerin ve değerlerin varlığına inanıp kendini onlara göre düzenleyen bir dinsellik anlayışına sahipti. Modernite ile yeni inşa edilen bireysellik bilincindeki insan, bedenini emanetten mülke çevirerek kendi hakkında sadece kendinin karar verebileceği ve hiçbir güç, otorite veya dine karşı sorumlu ve sorgulanabilir olmayı asla kabul etmeyen müstağni bir ‘’BEN’’e evrildiğini belirtti. Bunun da insana hakikatin ulaştırılabilmesiyle iyiliğin emredilip kötülüğün nehyedilmesi önündeki engeli yükselttiğini söyledi.

Hemen tüm dünyayı ve insanlığı kuşatmış/ tahakkümü altına almış alan moderniteye karşı geliştirilmiş olan eleştiriler de – başta Marksizm olmak üzere – modernitenin kendi paradigması içinde kalarak, onun kavramlarını kullandığı için alternatif bir dünya oluşturamadığına dikkat çekti. İslam’ın, potansiyel olarak farklı bir dünyanın kurulması imkânına her zaman haiz olduğunun altını çizdi. Bununla birlikte mevcut verili koşullarda (realite) fıtrata uygun mutlak hakikate dayalı, arizi değil, insanın yaratılış gayesine uygun bir dünyanın yeniden kurulabilmesi ve insanlığın önderliğinin Müslümanlarca ifa edilebilmesi için gerekli şartların ve hazırlıkların olmadığını belirtti. Allah’ın (c. c.)  tarihe sert bir müdahale ihtimali bir yana, insanlığın modernitenin kurup vaziyet ettiği bir dünyada yaşaması alternatifinin şimdilik ufukta görülmediğinin altını çizdi.