Hikav’da Hakikat ve Gerçeklik Konuşuldu4 Nisan 2018

Hikav’da Hakikat ve Gerçeklik Konuşuldu

HİKAV Cumartesi Buluşmaları’nın bu haftaki konuğu Abdurrahman Arslan’dı. “Hakikat ve Gerçeklik” konulu seminerinde, hakikatin; referansını vahiyden alan bilginin imana dönüşmüş hali ve hayatı anlamlandıran bir kurucu rehber olduğunu, sosyal gerçekliğin ise yaşanılan hayatta içinde bulunulan durumu ifade ettiğini vurguladı.

Referansını kendi hakikatimizden almayan bir sosyal gerçeklikte yaşayıp bu gerçekliğin sorunlarına İslam’dan çözümler arama çelişkisi içindeyiz.

HİKAV Cumartesi Buluşmaları’nın bu haftaki konuğu Abdurrahman Arslan’dı. “Hakikat ve Gerçeklik” konulu seminerinde, hakikatin; referansını vahiyden alan bilginin imana dönüşmüş hali ve hayatı anlamlandıran bir kurucu rehber olduğunu, sosyal gerçekliğin ise yaşanılan hayatta içinde bulunulan durumu ifade ettiğini vurguladı. Günümüz İslam toplumlarının içinde yaşadıkları sosyal gerçekliğin, İslam’ın hakikat öğretisinden kaynaklanmayan bir durum olduğuna ve Müslümanların temel yapısı itibarıyla belirleyicisi olmadıkları bu duruma yalnızca eklemlenmekle kalmayıp, bu sosyal gerçekliği içselleştirdiklerine ve katkı sağladıklarına dikkat çekti. Bize ait olmayan bir senaryodan, dekordan, tutum ve davranış kalıplarından oluşan bir gerçeklikte bize ait olanı arama gibi bir garabetle yüz yüze olduğumuz gerçeğinin altını çizdi. Bu sosyal gerçeklikte popüler kültürün kendi değer yargıları doğrultusunda bizleri kuşattığını, zihnimizi iğfal ettiğini, kendi kutsalları doğrultusunda hakikatimizi ve değerlerimizi tartışmaya açtığını belirtti. Böylelikle İslami değerlerimizin ve kavramlarımızın içinin boşaltıldığına ve içsel/özü itibarıyla fakirleşmiş ama dışsal/şekilsel yönden zengin bir dindarlık tipolojisinin üretildiğine dikkat çekti. Müslümanların haramların yakınlaştırıldığı ve helallerin uzaklaştırıldığı böylesi bir dünyada, kendilerini korumayı esas alan nefsi müdafaa durumunda olduklarının altını çizdi. Kendi hakikatimiz temeline dayalı bir sosyal gerçekliğin inşasının önemini ve bunun yolunun da sünnet kavramında ifadesini bulan gelenekle barışmak olduğunu ifade etti.

Rasyonaliteyi, liberal düşünceyi ve seküler yaşamı esas alan günümüz dünyasının, kendi değerleri doğrultusunda bir hakikat algısı ve sosyal gerçeklik inşa ettiği kesindir. Başta medya olmak üzere sahip olduğu toplum mühendisliği aygıtlarıyla bu algı ve gerçekliği bir zihin inşa aracı olarak kullandığı ve kendi hakikat algısına aykırı değerleri tartışmaya açıp bunları anlamsızlaştırmaya/içini boşaltmaya çalıştığı bilinmektedir. İslam ve Müslüman kimliği konusunda günümüzde tecrübe edilen durum tam da budur: Temsil ettiği seküler, liberal, kapitalist ve maddeci zihniyetle dünya genelinde sosyal, siyasal, ekonomik, askeri ve kültürel egemenlik kurmuş olan hegemonik yapının İslam dünyasını kendi değer yargılarına göre inşa etmesi durumu… Genel olarak İslam dünyası bu duruma eklemlenmiş bir görüntü vermektedir. Kendi referanslarıyla bağını koparmış, kimliğini egemen kültüre göre şekillendirmeye çalışan, dini ve dindarlığı popüler kültüre göre yorumlayan bir Müslümanlık… Böylesi bir anlayışın ve buna dayalı bir kimliğin, başkalarının özne olduğu bir gerçeklikte konu mankeni olan bir nesne olmaktan öteye geçemeyeceği aşikârdır. Dahası, böylesi bir durumun insanı her iki dünyada kaybedenlerden edeceği de kesindir. Zira referansını Allah’ın kitabından ve Resulü’nün sünnetinden almayan, onunla bağını koparmış bir zihniyet ve yaşam tarzı, insanı felaketten ve helakten başka bir geleceğe sürüklemez.